Ben Doktor….


Antalya Tabip Odası’nın çağrısı ile Attalos Meydanı’nda önünde toplanan doktorlar nöbet eylemlerini sürdürdüler. ‘Sağlıkta Şiddet Yasası’nın çıkması için Antalya’da 9 ülke genelinde 6 gündür Nöbet eylemi yapan doktorlar pankart ve dövizlerle sağlıkta şiddeti protesto ettiler.

16 Ekim 2018 tarihli etkinliğin fotoğrafları için bu linki tıklayınız

Attolos Meydanı’nda bir açıklama yapan Antalya Tabip Odası Genel Sekreteri Dr.Naci İşoğlu, Türk Tabipler Birliği'nin çağrısı üzerine toplandıklarını belirterek; “ Sağlık çalışanlarına yönelik her gün onlarca şiddet olayı yaşanıyor. TTB sağlıkta şiddetin nedenleri ve çözümlerini kamuoyu ile paylaştığı. Şiddeti önlemede etkili olacak caydırıcı cezaları öngören yasa tasarısı hazırladı.” dedi

TBMM'de kabul edilmesi için elinden gelen her şeyi TTB olarak yaptıklarını söyleyen Dr. , “10 Ekim'de başlamak üzere 7 gün süreyle 18.00-20.00 saatleri arasında Attolos Meydanı’nda buluşup hep birlikte 'Sağlıkta Şiddete Hayır' diyerek Sağlıkta Şiddet Yasası'nın çıkarılması çağrısı yaptık. Bugün oda başkanımız Prof. Dr.Nursel Şahin’i Ankara’ya bizim adımıza gönderiyoruz. 17 Ekim 2018'de Tabip Odaları Başkanlarıyla birlikte TBMM'ye giderek Meclis Başkanı ve Sağlık Bakanı ile görüşmek istiyorlar. Şu ana kadar ısrarlı taleplerimize rağmen heyetimize randevu verilmedi.Sağlıkta Şiddet Yasası talebini ileteceğiz. Daha kaçımızın ölmesi gerekiyor. Yaşatmak için yaşamak istiyoruz" diye konuştu.

Açıklama sırasında doktorlar sırası ile öldürülen doktorların yaşamlarını kısa kısa anlattılar.

Ben Dr. KAMİL FURTUN, 56 yaşındaydım.
Sabah vedalaşmadan çıktım evden. İnsan neden vedalaşsın ki işe giderken...

“görüşmek üzere” der, öper çok sevdiği oğlunu, hele ki uzun zaman sonra kavuştuysa...

Ömrümün yetmediği bir meslek aşkıyla yapıyordum hekimliğimi. Yılın doktoru seçerek onurlandırdılar hekim arkadaşlarım beni,

İnsan neden vedalaşsın ki evden çıkarken? Hastaların ağrısını, ıstırabını dindirmek, daha rahat nefes almasını sağlamak için çalıştığı hastaneye giderken.

Ben Dr. Kamil Furtun, hastanemde, çok sevdiğim işimin başında, hastama bakarken öldürüldüm…

Hastayı ve hasta yakınını katile dönüştüren bu düzeni lanetliyorum.

Ben Dr. Aynur Dağdemir, 49 yaşındaydım.

Ben bir hekim, bir Kadın-Doğum uzmanıyım. Yüzlerce bebek benim ellerimde hayata başladı, yüzlerce annenin yüzündeki o gülüşe ortağım. Benim annemin yüzü de, benim başarılarımla güldü. Annem, benim güzel annem, beni ne zorluklarla, ne yoksulluklar içinde, çiçek satarak büyüttü. Hayat zordu, hepimiz için zordu. Büyümek, okumak, hele hele tıp fakültesinde okumak nasıl zorlu bir mücadeleydi ama ben başardım, hepimizin yüzünü güldürdüm, en çok annemin...
Ben de anneyim, benim iki kızım var… Allah bağışlasın, derler halk arasında, ne güzeldir.

Ben Dr. Aynur Dağdemir... hastanemde, çok severek yaptığım işimin başında başka bir yaşam solmasın, başka bir kadın ölmesin, diye öldürüldüm…
Yaşamları kolaylaştırmaya çalışırken kendi yaşamımı kaybettim,

kim bilir belki de katilimin de ben doğurttum.

Bu şiddet sona ersin.

Ben Dr. Ersin Arslan, 30 yaşındaydım.
Babam marangozdu, altı kardeşim vardı, mütevazı bir ailenin içinde büyüdüm.

İnsanı, insanın sevincini, üzüntüsünü çok iyi bilirim. Paylaşmanın, çabalamanın, emeğin kıymetini de.

Ben bir hekimim, bir Kalp damar cerrahıyım. Hekimliğin, en zor, çok çalışma gerektiren dallarından birinde çalışıyorum. Zordur cerrahi dallar. İnsanın, ölüm kalım mücadelesinin tam ortasındayız biz.

Ne olursa olsun, güler yüzlü, sevecen ve hekimliğe yakışan biçimde yaptım mesleğimi, insanlığı taşıdım hastalarıma.

Hiç aklıma gelmezdi, sağlıkta şiddet sarmalında boğulacağım, hiç aklıma gelmezdi.

İnsanlara, hekimlere ve doğmamış çocuğuma değerlerimi erken bırakmak, hiç aklıma gelmezdi.

Ben Dr. Ersin Arslan, ameliyatını yaptığım hastanın yakını tarafından hastanemde öldürüldüm.

Ben Dr. Göksel Kalaycı, 66 yaşındaydım.
Ben bir hekimim, bu toprağın bir ilçesinde hükümet tabibi olarak da görevimi yaptım, en köklü tıp fakültesinde bölüm başkanlığında da.

Cerrahi gibi zorlu bir dalın iki ayrı bölümünden uzmanlık aldım, çok çalıştım, binlerce öğrenci yetiştirdim. hepsi de yaşamı, ölümü, insanlığı tanıyan, hekimlik değerlerine bağlı binlerce öğrenci... şimdi onlar, sizi tedavi ediyor, binlerce yerde.

Kolay değildir bilgi üretmek, yetişmek ve yetiştirmek, bilim insanı olmak, kolay değildir.

Ben Dr. Göksel Kalaycı
En üretken zamanımda, bir hasta yakını tarafından öldürüldüm.

Sağlıkta şiddet kendiliğinden düzelmeyecek…

Ben Dr. Hüseyin Ağır, 30 yaşındaydım.
Ben bir hekimim, ben bir aile hekimiyim.

Doktorları olmadığı için gönüllü gittim Bozcamahmut Yaylası Sağlık Ocağına.

Neden mi? Çünkü ben bir hekimin; insanın, insanlığın, sağlığın, çarenin, çaresizliğin, acının, umudun ne demek olduğunu en iyi bilen bir mesleğin üyesiyim de, ondan.

Çünkü ben bir hekimim; hiçbir ayrım yapmadan, her koşulda insanlara yardım edeceğime yemin ettiğim için gittim o sağlık ocağına ve bir sağlık çalışanı yakını tarafından öldürüldüm…

Öyle sevmiş ki hastalarım beni, öyle sevmiş ki hayatına dokunduğum insanlar beni, çalıştığım yerde adıma ağaçlar diktiler, koca bir orman yarattılar ama bu orman, yalnızca bana ait değil. bu orman, her koşulda, hekimlik değerlerine sahip çıkan ve bunu yaşamı pahasına yaşatan tüm hekimlerin ormanı.

Yeniden, yeniden yeşermek, yeniden yeşertmek için...

Ben Dr. Ece Ceyda Güdemek, 26 yaşımdaydım.
Ben bir hekimim, ben bir pediatri asistanıyım, çocukları tedavi etmeye çalışıyorum yani.

Çocukları çok seviyorum, yaşamı çok seviyorum, umut doluyum, mesleğimi de çok seviyorum.

Yeni bitirdim tıp fakültesini, yine zorlu bir çalışma döneminden sonra, zorlu bir sınavı kazanarak başladım asistanlığa.

Neydi peki, bıraktığım intihar notu? Neden gittim?

Çünkü, 36 saat nöbet tutuyordum. Ucuz emek gücüydüm hastanenin.

Servisteki bütün işlerin her şeyi ve hiçbir şeyiydim.

Yetersizliklerini ve şişmiş egolarını akademik unvanlarıyla koruyan bir yapının içinde, tek başınaydım… Üzgünüm, tek başıma, daha fazla dayanamadım.

Bu insan ötesi çalışmaya, mobbinge, baskıya, değersizleştirme çabalarına, köhneleşmiş kürsülere, bırakın hekimliği, insan onuruna bile yakışmayan bu çalışma ortamına ve sürdürücülerine, tek başıma dayanamadım.

Ben Dr. Ece Ceyda Güdemek, beni bu çalışma şartları, yapılan mobbingler, baskılar, toplumsal şiddet öldürdü, siz de yoktunuz yanımda, tek başıma direnemedim.


Yazdır   e-Posta