BASINA ve KAMUOYUNA

 

17 Ağustos 1999 Deprem Gerçeğini Unutturmayacağız

 Unutmadık, Unutmayacağız, Unutturmayacağız!

Bundan 21 yıl önce, ülkemiz 1999 yılının 17 Ağustos günü Kocaeli - Gölcük merkezli meydana gelen Marmara Depremi ve ardından 12 Kasım’da yaşanan Düzce Depremini yaşamıştı. O günlerde 20 binden fazla vatandaşımız bu depremlerde yaşamını yitirmiş, 50 bine yakın vatandaşımız yaralanmış, yüzbinlerce konut hasar görmüş, bölgenin altyapısı tamamen çökmüş, toplam ekonomik kayıp ise 50 milyar doları aşmıştı.

17 Ağustos 1999 Marmara depreminden bugüne geçen 21 yılda üzülerek görüyoruz ki; meydana gelen depremler ve diğer doğal afetler sonucunda yaşanan can kayıpları, sosyal ve ekonomik travmalar siyasal iktidarlara hiçbir şey öğretmemiştir. Her yıl yaşanan olağandışı durumlar karşısındaki acizliğimiz en büyük göstergedir. Bu ihmal ve umursamazlık nedeniyle yıllar içinde yaşanan felaketlerde  insanlarımız hayatını kaybetmeye devam etmekte ve ciddi maddi kayıplar meydana gelmektedir. Yaraları sarmaya çalışmak değil, öncelikle yaraların oluşmasını engellemek için çabaya ihtiyacımız var.

Siyasal iktidarın son 20 yılda, yaşanan her felaketin ardından yaptığı “kader” açıklamaları ve göstermelik “yaraları sarma” girişimleri gerçeği gizlemekten öteye gitmemektedir. Bu süreçte çıkarılan her yeni yasa, yapılan yeni mevzuat düzenlemeleri “felaketleri ranta çevirme becerisi” olarak karşımıza çıkmaktadır.

"Deprem ülkesi" olma gerçeğimiz sürekli ve güncel bir olgudur.

Bir gerçek daha var ki o da;

doğa olaylarının yıkıcı sonuçları bir yazgı değildir.

Günümüzde gerçek yıkıma neden olan doğa olayları değil, yaşam hakkı yerine sermayenin kar etme güdüsünü destekleyen, kentleşmeden, eğitime, ulaşımdan, sağlığa her alandaki insanı değil, parayı önceleyen rantçı politikalardır.

Depremlerin ve olağandışı diğer durumların felakete dönüşmesinin nedenleri; bilinçsizce verilen yer seçimi kararları, mühendislik hizmetlerinin bilimsel düzeyde kullanılmaması, ranta dayalı imar planları, kamusal denetim dışında gerçekleşmesine göz yumulan yapılaşma ve niteliksiz, plansız kentleşmelerdir.

Tüm dünyada depremin doğası bilim ve teknoloji tarafından çözülmüş, olası yıkıcı sonuçları minimuma ya da sıfıra indiren çözümler üretilmiştir.

Aslında sorun insan yaşamı ve sermaye gücü arasındaki tercihtir. Yaşanan gerçeklere bakıldığında ülkemizde tercihin ne olduğu apaçık ortadadır. Son kamuoyunu meşgul eden Kanal İstanbul Yıkım Projesi en büyük örnek olarak karşımızda durmaktadır.

Antalya Tabip Odası olarak bir kez daha söylüyoruz. Devlet, sosyal devlet olmanın gereği, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Toplumsal kaynaklarımız olağandışı koşullara dayanıklı sağlıklı barınma koşulları yaratılması, sağlıklı kentleşme, herkesin gereksindiği sağlık hizmetine erişmesi, eğitim konularına bilimsel ölçütlere göre yönlendirilmelidir. Yetkililere bu alandaki sorumluluklarını hatırlatıyoruz; ranta ve kara dayalı politikalar hemen terk etmeli, depremlerin afete, afetin de büyük felaketlere dönüşmesinin önüne geçmelidir.

99 Büyük Marmara Depremini ve deprem gerçeğini unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Antalya Tabip Odası

Yönetim Kurulu

 


Yazdır   e-Posta