Organ Bağışı


Ülkemizde her yıl 3-9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası kutlanmaktadır. Hafta dolayısı ile Prof. Dr. Alihan Gürkan  tabip odamız için yazdı.

ORGAN BAĞIŞI

Son dönem kelimesi yer aldığı her ortamda, işleyiş döneminin bittiği anlamına gelmektedir. Bu terim organ yetmezliğinde ise; yaşamın devamı ya da aynı konforda sürdürülmesi için o organın mutlak değişimi yani organ naklini kastetmektedir.

Organ yetmezliği, uzun yıllar pek çok yaşam kaybına neden olmakla birlikte, son 50 yıldır, organ naklindeki (transplantasyon) gelişmelerle, bu hastalar için yeni bir dönem başlamıştır. Gen teknolojisi, organ mühendisliği gibi kavramlar önümüzdeki yıllarda bu tedavi şekline yepyeni açılımlar getirecektir.

Mevcut şartlarda organ naklinin başarısı 2 faktöre bağlıdır;

1- Bağışıklık sisteminin kontrolü ile yeni organın yeni yerinde tutulabilmesi

2- Yeni organın yeterli sayıda bulunabilmesi

Birinci şıktaki sorun bağışıklık sistemini baskılayan daha özgün ilaçlar, operasyon öncesi uyumu ölçen yeni testler ile büyük ölçüde aşılsa da, ikinci şık konusunda sadece ülkemiz değil tüm dünya ülkeleri henüz beklenilen aşamayı kaydedememiştir.

Organ naklinde meta organdır ve nakil sayısı, bulunan organ ile doğru orantılıdır. Organ nakli dendiğinde öncelikle solid organların anlaşılması çok açıktır. Kalp ve karaciğeri yerine koymaz iseniz yaşam ile bağdaşmaz, böbreği yerine koymaz iseniz belki hemodiyaliz ile bir süre idare edebilirsiniz ama bu da karşınıza; azalmış yaşam beklentisi, yaşam kalitesi ve fonksiyonelliğinde azalma ve sağlık sistemine ciddi bir ekonomik yük olarak geri gelmektedir.

Hal böyle olunca, organ sayısı ya da bağışını artırmak üzere birçok girişimden en önemlisi canlı verici dediğimiz, yaşayan kişilerden bir organ ( böbrek ) ya da organın parçası ( karaciğer) alınarak yapılan bağışlarla, bu açık giderilmeye çalışıldı, hala daha çalışılmaktadır.

Organ naklinde asıl olan, beyin ölümü gerçekleşmiş, yani tıbben yaşamını kaybetmiş ama vücut bütünlüğü –organ fonksiyonları bozulmamış kişilerden organ alınması ve bunun ihtiyacı olanlara verilmesidir. Ülkemizin bu konuda çok başarılı olduğu söylenemez. Her yoğun bakım yatağı başına 1 beyin ölümü bildirimin, bırakın ülkemizde bulunan organ bekleyen hastaların derdini çözmesini, yabancı hastalara bile ciddi kaynak oluşturacak bir merkez olmamıza yol açacaktır.

Ancak 2016 sağlık bakanlığı istatistiklerine göre 32 bin, 2018 yoğun bakım dernek verilerine göre 42 bin sayılan yoğun bakım yataklarından (Antalya ili ve çevresi için 723), 2017 yılı içerisinde 2046 beyin ölümü bildirilmiş olup, bunların 554 tanesi bağış ile sonuçlanmıştır. Bu rakamlarla milyon nüfus başına bağış oranı 7 ile batılı ülkelerin çok altında kalmaktadır.

Basit rakamlara bakacak olursak; ABD’nde geçen yıl organ bağışında rekor yılıydı. 10281 beyin ölümü gelişen hasta bağış yaptı. Bu kişilerden alınan organlar ile 25588 organ nakli yapıldı. Buna karşılık canlı vericilerden alınan organlardan yapılan nakil sayısı 6182 idi. Oysa ülkemizde bu sene yapılan 1299 karaciğer naklinin sadece 355’i, 3174 böbrek naklinin 695’i beyin ölümü olmuş bağışlayıcılardan gelmektedir.

İşin acı tarafı son yıllarda ne nakil ne de bağış sayısında gözle görülen bir artışın olmamasıdır. Altta yatan neden; eğitim, motivasyon eksikliği, yoğun bakım yataklarının amaç dışı kullanımı, deneyimli personel eksikliği gibi olarak vurgulanmaktadır. Fakat asıl neden milyon nüfus başına 48 canlı bağış oranı ile neredeyse dünya liderliğine oynayan bir ülkenin, hayatta iken organ veririm ama ölünce asla mantığını terk edememesidir.

Yaklaşık 25 bin civarında yaşama tutunmayı bekleyen hastayı, ciddi bir seferberlik ile 1-2 yılda hayata bağlama kapasitesi bizim sağlık sistemimizde mevcuttur.

Yeter ki bunu kullanabilelim…

Prof. Dr. Alihan Gürkan

 


Yazdır   e-Posta