Yüzyıldır ülkemize, mesleğimize, geleceğimize sahip çıkıyoruz


Antalya Tabip Odası, 14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamınsa bir basın toplantısı düzenlendi.


Antalya Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Nursel Şahin, Tıp Bayramı'nın 100'üncü yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, sağlıkta şiddeti önlemek için hazırlanan yasa tasarısını bir an önce yasallaşması gerektiğini söyledi.

FOTOĞRAFLAR İÇİN BU LİNKİ TIKLAYINIZ

Antalya Tabip Odası'nda düzenlenen basın açıklamasına Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası ve Türkiye Hemşireler Derneği de katıldı. Antalya Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Nursel Şahin, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Başkanı Kenan Akkiraz, Türkiye Hemşireler Derneği Başkanı Şükran Çiloğlu Ünal, çok sayıda hekim ve sağlık çalışanı katıldı.

14 Mart Tıp Bayramı'nın tarihi geçmişini anlatan Prof. Dr. Nursel Şahin, şehir hastanelerinin önemli kriz merkezleri olduğunu, üniversite hastanelerinin borç batağında olduğunu ve sağlıkta şiddeti önlemek için yasa tasarısının bir an önce yasalaşması gerektiğini söyledi.

'HİZMETTE ULAŞILABİLİRLİK ZORLAŞTI'
14 Mart Tıp Bayramı'nın 100. yılını kutladıklarını anlatan Prof. Dr. Nursel Şahin, Tıp Bayramı'nın ortaya çıkışının 14 Mart 1827 tarihinde İkinci Mahmut döneminde Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire'nin kurulmasıyla oluştuğunu, kuruluş günü olan 14 Mart'ın 'Tıp Bayramı' olarak kabul edildiğini söyledi. Tıp Bayramı'nın ilk kutlamasının ise 14 Mart 1919'da İstanbul'da yapıldığını anlatan Prof.Dr. Nursel Şahin, "Geçmişe dönüp baktığımızda ülkemizin yeterli düzeyde gelişmediğini görmekteyiz. Ülkemizin tüm güzellikleri yağmalanmakta, kamusal varlıklarımız yok edilmekte ya da özelleştirilerek sermayeye terk edilmektedir. Sağlıkta çözüm olarak önümüze konan 'Şehir Hastaneleri' sağlığın en önemli kriz merkezleri haline gelmiştir. Adeta çözümsüzlük üretilmiştir. Hizmette ulaşılabilirlik zorlaşmış, mesleki uygulamalar kilitlenme noktasına gelmiştir" dedi.

HASTANELERİN BORÇLARI
Üniversite hastaneleri başta olmak üzere hastanelerin borç batağında olduğunu anlatan Prof. Dr. Şahin, tıbbi malzemelerin ve ilaçların çoğu zaman alınamadığını veya bulunamadığını söyledi. Prof. Dr. Nursel Şahin, “Hayati önemi olan ilaçlar ya ücretinin yüksekliğinden ya ödeme kapsamından çıkarılmasından ya da ithal edilememesinden ve ödeme politikalarındaki yanlışlıklardan ulaşılamaz hale gelmiştir. SGK tarafından katılım payı alınmaya devam edilmekte. En temel haklar sağlık ve eğitimin alınır satılır ticari bir meta olduğu gizlenemez durumdadır" diye konuştu.

'YASALAR ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİ'
Sağlıktaki fiziksel ve sözel saldırılara, hatta ölümlere karşı tahammülleri kalmadığını anlatan Prof. Dr. Nursel Şahin, "Çıkartılan yasa, her birimizin yaşam hakkını tehdit eden şiddeti bırakın ortadan kaldırmayı, azaltmaya bile yaramamıştır. Özellikle eğitim ve gerçek anlamda caydırıcı yasalar acilen hayata geçirilmeli ve 'Sağlıkta şiddet yasa tasarısı' acilen yasalaşmalıdır" dedi.
Prof. Dr. Nursel Şahin, 17 Mart'ta İstanbul'da '100 yıldır ülkemize, mesleğimize, geleceğimize sahip çıkıyoruz' adıyla yürüyüş düzenleyeceklerini söyledi.

100 YILDIR ÜLKEMİZE, MESLEĞİMİZE, GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ

Tıp Bayramı’nın ortaya çıkışı, 14 Mart 1827’de İkinci Mahmut döneminde Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin kurulmasıyla oluşmuştur ve kuruluş günü olan 14 Mart tarihi de “Tıp Bayramı” olarak kabul edilmiştir. Bundan 92 yıl sonra Tıp Bayramı’nın ilk kutlaması 14 Mart 1919’da işgal altındaki İstanbul’da yapılmıştır. Tıbbiye 3. Sınıf öğrencisi Hikmet Boran önderliğindeki tıp okulu öğrencileri, ülkenin işgalini ve emperyalizmi protesto ederler.
Günümüzde 14 Mart’ı da içine alan ''Tıp Haftası'' olarak kabul edilmektedir. Hafta boyunca hekimlik mesleğinin kendi ilke ve değerleriyle ülkesine, sağlığına, geleceğine sahip çıktığı coşkulu günlere dönüşmüştür.
.
Aslında tarihin ilk çağlarından bu yana bu topraklarda hekimlik yapıyor; barış, demokrasi ve eşitlik değerlerini, hekimlik onurumuzu korumaya çalışıyoruz.
Bu yıl 100 yaşına giren 14 Mart'ta geçmişe dönüp baktığımızda ülkemizin 1919 dan bugüne yeterli düzeyde geliştiğini söylemek inandırıcı olmayacaktır. Ancak bugün de sağlıklı bir yaşamın özgür ve bağımsız bir ülkede var olacağı gerçeği değişmemiştir.
Ülkemizin, tüm doğal zenginlikleri yağmalanmakta, kamusal varlıklarımız yok edilmekte ya da özelleştirilerek sermayeye terk edilmektedir. Kentlerimiz “dönüşüm” adıyla ranta açık hale getirilmiştir.

Ülkemizde kriz var demek bile suç olma noktasına gelmiştir. Sağlıkta çözüm olarak önümüze konan ''Şehir Hastaneleri'' sağlığın en önemli kriz merkezleri haline gelmiştir. Adeta çözümsüzlük üretilmiştir. Hizmete ulaşılabilirlik zorlaşmış, mesleki uygulamalar kilitlenme noktasına gelmiştir. Kira ve yatak doluluk garantisi ile zaten kıt olan kaynaklar heba edilmiştir, edilmektedir.

Gerçeklerin çıplak olduğu unutulmamalıdır. Üniversite Hastanelerimiz başta olmak üzere hastanelerimizin borç batağında olduğu bir gerçektir. Temel tıbbi malzemeler, ilaçlar, teknolojik yenilenmeler çoğu zaman alınamamakta veya bulunmamaktadır. Bazı ameliyatların durma noktasında olduğu gerçeği ortadadır. Kamuoyunda çok sık duyduğu gibi hayati önemi olan ilaçlar ya ücretinin yüksekliğinden, ya ödeme kapsamından çıkarılmasından, ya da ithal edilmemesinden ve çoğunlukla da ödeme politikalarındaki yanlışlıklardan ulaşılamaz hale gelmiştir. Bu gerçeklik kamu otoritesinin sağlık hakkından ne derecede elini çektiğinin göstergesidir. Rakamların da açıkça gösterdiği gibi SGK tarafından hiç de gerek olmadığı halde katılım payı alınmaya devam etmektedir. En temel haklar olan sağlık ve eğitimin alınır satılır ticari bir meta olduğu gerçeği gizlenemez durumdadır.

Adeta mantar gibi çoğalan siyasi şovlara kurban edilen üniversiteler anlamını yitirmiştir. Direnen ve ayakta kalmaya çalışan üniversitelerde bölünerek, eğitici kadrosu özel sektöre geçmeye zorlanarak ya da hukuksuz gerekçelerle işlerine son verilerek yıkım işlemine devam edilmektedir. Bunların yerine alt yapısı ve eğitici kadrosu yetersiz üniversiteler sözde eğitim seviyesini yükselme adına eğitime darbe vurulmuştur.

Mezun olan hekimler güvenlik soruşturması ve hayali bahanelerle işlerine başlatılmamakta ve hekim işsizliği gerçeği gizlenmeye çalışılmaktadır.

Tüm toplumun kanayan yarası şiddet ortamımızın gerçeklerinden biridir. Tüm fiziksel, sözel saldırılara ve en acı boyutuyla ölümlere karşı tahammülümüz kalmamıştır. An geçmiyor ki yeni bir şiddet haberi gelmesin. Çıkartılan yasa her birimizin yaşam hakkını tehdit eden, şiddeti bırakın ortadan kaldırmayı azaltmak için bile hiçbir yeni düzenleme getirmemiştir. Öncelikle eğitim ve gerçek anlamda caydırıcı yasalar acilen hayata geçirilmeli ve acilen TTB' nin hazırladığı ''Sağlıkta şiddet yasa tasarısı ''acilen yasalaşmalıdır.

TTB ve Tabip Odaları, kuruldukları günden bu yana savaşa karşı, barıştan yana tutum almıştır. Sadece ve sadece meslek ilkelerimiz gereği ''savaş bir halk sağlığı sorunudur'' dedikleri için TTB MK yöneticilerimiz gözaltına alınmış, savaş gerçeği ve yaratacağı yıkımlar gizlenmeye çalışılmıştır. Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları demokratik değerlere, aydınlanmaya, laikliğe sahip çıkmaya, yoksuldan, eşitlik ve özgürlüklerin yana olmaya devam edecektir.

14 Mart’lar hekimlik mesleğinin kendi ilke ve değerlerine sahip çıktığı coşkulu günlerdir. Bilinmelidir ki hekimlik mesleğinin kurtuluşu emeğinin karşılığını tam olarak aldığı, bilimden yana insana yaraşır hizmet sunabildiği, mesleki bağımsızlığını koruyabildiği, insanca ve onurlu bir meslek hayatının gerçekleştirilmesi ile mümkün olacaktır. Ülkede ki bunca yaşanan sorunları çözmek yerine toplumu yanıltan, hekimleri ve sağlık çalışanlarını toplum gözünde küçük düşürücü söylemlerle aşağılayan, yaşanan sorunların gerçek sorumluları değillermiş gibi bizlere karşı toplumu kışkırtan yaklaşımları kabul etmiyoruz.

Tüm toplumun eşit, nitelikli, ulaşılabilir, kamu kaynaklarından karşılanan sağlık hakkı talepleri ile kenetlendiğimizi ifade etmek istiyoruz. Dün olduğu gibi bugün de sağlığa ilişkin gerçekleri, çözüm önerilerimizi; sağlık çalışanlarıyla, kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz. Meslek örgütlerimiz, birlikler, sendikalar, derneklerle bir arada güçlü bir biçimde taleplerimizi dile getirecek ve mücadelemizi büyüteceğiz. Yönetimde de söz ve karar sahibi olmak istiyoruz. İyi hekimlik değerlerimizin ancak demokratik, laik, eşitlikçi, bağımsız, özgür bir ortamda ve barış ikliminde yaratılabileceğine inanıyoruz. Bağımsızlık ve demokrasi için, temel hak, özgürlüklerimiz, özlük -çalışma haklarımız ve emeğimizin karşılığını almak için sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğimizi tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz. Tüm bu gerçeklikler nedeniyle 17 Mart 2019 Pazar günü ''100 yıldır Ülkemize, mesleğimize, geleceğimize sahip çıkıyoruz'' haykırışıyla yapacağımız Büyük Hekim Yürüyüşünde meslektaşlarımızı,tüm sağlık çalışanlarını ve halkımızı el ele olmaya çağırıyoruz.

Onurlu meslek hayatını yıllarca omuzlarında taşıyan meslektaşlarımızın ve tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart tıp bayramı haftasını coşkuyla ve umutla kutluyoruz. Nice 14 Mart’lara hep birlikte el ele girmek dileğiyle!
Saygılarımızla

Antalya Tabip Odası
SES


Yazdır   e-Posta