25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nü Sevgili Aynur Dağdemir’e Adıyoruz

Samsun’da görev yaptığı hastanede birlikte çalıştığı sağlık çalışanını eski eşinin şiddetinden korumak isterken bıçaklanarak katledilen Dr. Aynur Dağdemir, ölümünün beşinci yıldönümünde Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Samsun Tabip Odası tarafından mezarı başında anıldı.

Dağdemir’in mezarı başındaki anmaya TTB Merkez Konseyi üyesi Meltem Günbeği, Samsun Tabip Odası Yönetim Kurulu ve Kadın Hekimlik Komisyonu üyeleri, sağlık çalışanları ve Dağdemir’in ailesi katıldı.

Anmanın ardından Samsun Tabip Odası’nda bir basın toplantısı düzenlendi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nün Aynur Dağdemir’e adandığı belirtilen açıklamada kadınların ve özel olarak da kadın sağlık çalışanlarının karşı karşıya kaldığı şiddete dikkat çekildi ve talepler sıralandı.

Açıklamanın tamamı şöyle:

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nü Sevgili Aynur Dağdemir’e Adıyoruz

25 Kasım, Dominik Cumhuriyeti’nde insan hakları ve demokrasi için mücadele eden Mirabal kardeşlerin 1960 yılında faşist Trujillo rejiminin militer güçleri tarafından tecavüz edilerek öldürülmesi nedeniyle 1999 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu olarak her yıl kadına yönelik şiddetle mücadeleyi yoğunlaştırdığımız bu günü ve mücadelemizi; görevi başında, birlikte çalıştığı bir kadını kocasının şiddetinden korumaya çalışırken öldürülmesi nedeniyle, yalnızca kadına yönelik şiddetin değil, şiddetin ortadan kaldırılmasının kadınların cesaretli dayanışması ile mümkün olacağını gösterdiği için sevgili Aynur Dağdemir’e adıyoruz.

Biz kadın hekimler hem yaşadığımız hak kayıpları hem de kamusal ve özel alanda toplumsal cinsiyet rolleriyle mücadele ederken bir de performans baskısı, esnek çalışma saatleri, mobbing, sağlıkta şiddet ile karşı karşıya kalıyoruz. Acil servis asistanı olarak görev yaptığı sırada SABİM’e yapılan haksız başvurular gerekçe gösterilerek işyerinde sürekli mobbinge maruz kaldığı için canına kıyan Dr. Melike Erdem… Pediatri asistanı olarak görev yapmakta iken uzun çalışma saatleri, nöbet sonrası dinlenme sürelerinin azlığı, emek sömürüsü ve kışkırtılmış hasta istekleri sarmalında tükenmişlik yaşadığı için yaşamına son veren Dr. Ece Ceyda Güdemek… Tıp fakültesinden mezun olduktan bir hafta sonra, annesinin bulunduğu yeri söylemediği için babası tarafından arabasına takılan GPS cihazı ile izlenip kurşunlanarak öldürülen Dr. Gülnur Yılmaz… Sekreterini evine bırakırken, sekreterinin boşandığı eşi tarafından öldürülen, kadına yönelik şiddetin dolaylı hedefi Doç. Dr. İbrahim Şilfeler… Adlarını saydığımız bu meslektaşlarımız kapitalizmin krizi, vahşi çalışma koşulları ve ataerkil şiddet sarmalının bir sonucu olarak genç yaşlarında hayattan koparılmışlardır. Anılarına saygı duyuyor, bu şiddet sona erene kadar mücadele edeceğimize bir kez daha söz veriyoruz. 

Aramızdan çekip alınan kadınların eksikliğinde, son bir yılda tüm insanlık olarak, sağlık çalışanları, hekimler olarak Covid-19 pandemisi ile mücadele ediyoruz. Ama pandemi sürecinde tüm dünyada hem savaşlar ve şiddet hem de kadınların yaşadığı cinsel şiddet ne yazık ki azalmadan devam etmektedir. Pandemi ile ortaya çıkan sorunlar kadınların erkeğe ve aileye bağımlılığını arttırırken erkeklerin egemen olduğu kurumlar tarafından bulunan topluma yerleşik eril zihniyetli çözümler ayrımcılığın daha çok artmasına yol açmaktadır.   Şiddet sarmalını ortaya çıkaran, besleyen ekonomik sosyal düzenlemeler ne yazık ki, artarak devam etmektedir. Kadınların mücadelesi ile kazanılmış hukuksal düzenlemeler de uygulanmamakta ya da değiştirilme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Pandemi ile baş etme politikası olarak uygulanan “Evde Kal” kampanyaları, işten çıkarmalar ve artan yoksulluk, gerek ülkemizde gerek dünyada kadına yönelik şiddeti arttırmıştır. Kamusal hayatın yavaşlaması, askıya alınması kadınların şiddete uğradığında yaptığı başvuru olanaklarını kısıtlamıştır. Sosyal yaşamın kısıtlanmasına ilişkin önlemler şiddete uğrayan kadınlara yönelik daha önce eksiklikleriyle birlikte derleyebildiğimiz şiddet olaylarına ulaşmamız da, dayanışma ile devam etmesini engelleme ya da cezasız kalmasını engelleme olanaklarımız da sınırlandırılmıştır. Kadınlar toplumsal destek mekanizmalarından ve kadın dayanışmasından mahrum bırakılmıştır. Şiddete uğrayan kadınların sağlık kuruluşlarına ve adli kuruluşlara başvuruları sağlık kurumlarının Covid-19 hastalığı dışındaki sağlık ihtiyaçlarını karşılamak üzere düzenlenememesi nedeniyle çok azalmıştır.

Covid-19 bahanesi ile kadınların geleceğini karartan, sürekli bir tecavüz olarak yaşanan kadınları erkek baskısına ve insafına terk eden erken yaşta kız çocukları ile evlenen erkeklere af getirilmesi tekrar gündeme gelmiştir. Yine bu dönemde Covid-19 önlemleri kapsamında cezaevindeki hükümlülere getirilen af ile ne yazık ki insan ve kadınlara şiddet uygulayanların ve yaşamına son verenlerin de cezaevlerinden çıkarılması ile “yarım” bıraktıkları cinayetleri tamamlamalarına, kadınların öldürülmesine yol açmıştır.

İşkence, vahşice öldürmek giderek artan şiddet davranışları olmaktadır. Medya ise şiddet cinayet haberlerinin merkezine mağdur kadınları ve hayatlarını yerleştirerek faili unutturmaya yarayan, cinayeti, eziyeti mazur gösteren yayınlara devam etmektedir. Mülteci kadınlar ise iyice görünmez hale gelmiş, yaşadıkları şiddetle dört duvar arasında sıkışıp kalmışlardır.

Kadına yönelik şiddete, ayrımcılığa karşı toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan ulusal ve uluslararası hukuksal, kamusal kazanımlarımız başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere hem ülkemizde hem de dünyada milliyetçi muhafazakar eril iktidarlar tarafından uygulanması engellenerek, imza atılmayarak ya da imzanın çekilmesiyle güçsüzleştirilmeye çalışılmaktadır. AKP iktidarı tarafından kadını erkeğe bağlı tutmak için yapılan kazanımlarımızı geri alma girişimleri sürekli gündemde tutulmaktadır. Başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere kazanımlarımızdan geri adım attırmayacağız ve derhal uygulanması için mücadelemize devam edeceğiz.

Bu nedenle biz kadın hekimler:

  • 1 Ağustos 2014 tarihinde imzalanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin çıkarılan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa uygulanmalıdır,
  • Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına ilişkin Sözleşme-Cedaw, İstanbul Sözleşmesi ve Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi tüm uluslararası insan hakları sözleşmeleri, her yerde ve herkese karşı savunulmalı, onaylanmalı ve onaylandıktan sonra yürürlüğe konulup eksiksiz uygulanmalıdır,
  • İnsan haklarının temeli olan, insanların haysiyet ve haklar bakımından eşitliği ilkesi dünyadaki ve ülkemizdeki tüm kadınlar için geçerli olmalıdır,
  • Pandemi de dahil olmak üzere bütün krizler, kadın haklarını koruyacak ve cinsiyet eşitliğini sağlayacak biçimde ele alınmalıdır,
  • Pandemi süreci de dahil olmak üzere kadınların ekonomik, politik, sosyal, kültürel ve üreme haklarının gerçekleştirilmesini kolaylaştıran politikalar uygulanarak cinsiyet eşitliği sağlanmalıdır,
  • Medya, klişelerden kurtulup, kamusal ya da özel kimliğine bakmadan faillere odaklanmalı, onları ortaya çıkarıp sorumlu tutarak, kadın hakları ihlallerini ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti ortaya çıkarmalıdır, diyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu

Samsun Tabip Odası


Yazdır   e-Posta