Hastaneleri şirket olarak gördüğü


Antalya Tabip Odası Başkanı Prof.Dr.Ertan Yılmaz'ın Kaktüs Dergisi'nin Eylül 2014 sayısında  röportajı yayınlandı

"Hastaneleri şirket olarak gördüğü zaman sosyal devlete Fatiha okumuşsunuzdur"


-Mevcut hükümet sağlıkta reform yaptığını söylemekte, her defasında da bununla övünmekte. Gerçekten sağlıkta reform yapıldı mı?
Sağlıkta reform var. Reformu ne anlamda değerlendirdiğinize bağlı. Dünya Bankası ve çok uluslu şirketler, başta ABD'nin, emperyalizmin dayattığı bir model var. O modelin uygulanması reform ise evet reform var,


Burada biz sosyal devlet ilkesine uygun olarak tüm temel sağlık hizmetlerinin herkese, ulaşılır, ücretsiz olmasını savunuyor idik. Bu sistem rahatsız ediyor, çünkü böyle bir model, çok başarılı, dünyada örnek gösterilen bir model var iken ve bu model daha sonra İngiltere'de ve başka ülkelerde örnek alınıp uygulanıyor iken bu model bırakıldı ve herkesin hekime ulaşması cilasıyla sistem alt üst edilerek tamamen apayrı bir modele doğru eğrildi.


Nedir model? Önce tüm insanların şunu söylemek gerekir, genel sağlık sigortası denilen kavrama karşı idik. Tüm insanların, sigorta kavramı olsun olmasın, doğrudan kimliği ile, ücret olmaksızın, birinci basamağa mutlaka gidebileceği halde olması ve birinci basamaktaki tedavi modellerinin uygulanmasını ücretsiz karşılanmasını savunuyor idik, baştan beri.


O sistemde sosyal güvencesi olan insanların ilaçları karşılanıyor idi ama ücretsiz muayene herkes için geçerliydi.


Ama bu modelde şimdi birinci basamağa muayeneye giden insanlar bu dönüşümde para vermeye başladılar. Şu anda birinci basamakta muayene olan bir hasta 4 lira muayene parası ödemek durumunda. Hasta direk olarak sağlık ocağında ödemiyor bu parayı. Hasta muayene oldu, ilaç almadı, ne oluyor, bir dahaki muayenesinde ilaç alması gerekti, bu sefer reçete ile eczaneye gittiği zaman "siz sağlık ocağında, aile hekimine muayene oldunuz, iki kez muayene olmuşsunuz, 4'er liradan 8 lira borcunuz var, ilacın %20 katkı payını da buraya ekliyorum, hasta 3 liralık ilacı alacakken, 8 artı 3 liranın %20'si, altmış kuruş eklenerek hasta ödemeyi yapıyor.


Böylece öyle bir bilgi kirliliği yaratıldı ki, hasta eczacı ile karşı karşıya kalıyor, eczacının bu parayı kendisinden gasp ettiğini düşünüyor. Halbuki eczacı da verdiği ilaçların bedelini SGK'dan tahsil ederken, sen eczacı olarak bu bedelleri almış kabul ediyorum, eğer hastadan almamış ise kendi cebinden ödeyecek. Hiç kaçarı yok.


-Görüntüde sanki hasta birinci basamakta ücretsiz muayene oluyor algısı yaratıldı değil mi?
Asla böyle bir şey yok.


Şu anda uygulanan sistem o kadar acımasız ki 4 kalem ilaçtan fazlasına yazılan her bir ilaç, örneğin bir ağrı kesici yazıver dese, hasta o ek olacak ilaç için ayrıca 1 lira ödüyor, ekstradan.


-Hastalar ilaçları hastaneden alamayacaklarına göre, yani eczaneden almak zorunda olduklarından bu bedelleri ödemek zorunda, kaçarı göçeri yok .
Ben bu ilaçları bugün almıyorum dese de hastalar o bedeli herhangi bir ilaç alımında hepsini birden ödüyor. Reçeteyi o an işleme koymasanız bile kaç ay sonra başka bir muayene olduğunuzda o muayene bedeli de eklenerek eski bedellerin hepsi tahsil ediliyor.


Birinci basamak için sigortaya 4 lira, devlet hastanesi için 8 lira, üniversite hastanelerine 10 lira, özel hastanelerde ise 12 lira bedel konmuş.


Özel bir hastaneye hasta gittiğinde kendisinden istenen katkı payı için o özel hastaneye kızıyor. Düşman kim, özel tıp merkezi. Hasta onlara "soyguncu bunlar" demekte. Halbuki Tıp merkezi bu katkı payını alsa da almasa da devlet o tıp merkezine hak edişini ödemeye kalktığında bu katkı payını alacaktan düşüyor.


Öte yandan SGK özel tıp merkezine diyelim 20 lira ödeyecek olsun, bunun 13 lirasını katkı payı olarak düşüyor, öte kalan 7 liranın da 4 lirasını eczanede ilaç alırken tahsil ediyor. SGK pasta üzerinden para kazanıyor.


Yani sağlıkta yarattıkları mucize bu, daha acı yanı da var bu mucizenin...


-Oraya geçmeden, halk sigorta hastanesine gidince sıra beklemeden muayene olabiliyoruz, üstelik özele de gidip muayene olabiliyoruz, AKP'nin sağlıkta yarattığı reform budur diyorlar.
İşte biraz önce anlattığım da bu işte. Özele gidip muayene olabiliyor, bu doğru, eskiden para veriyordu, şimdi de para veriyor. Maaşından küçük küçük kesildiği için insanlar fark etmiyor. Aslında sonuçta ödediği rakam aşağı yukarı aynı.


Bunun diğer bir yanı da var, temel sağlık mantığı ile sağlık hizmetinin sunumu mantığı ile çelişen bir durumdur bu. Yani üniversite hastanesinin hocalarını birinci basamakta pratisyen hekimin çözeceği çok basit sorunlarla boğuşur hale getirdiler. Birinci basamakta yetiştirdiğimiz zehir gibi öğrencilerin birinci basamakta tedavi edebilirler. İkinci basamağa gidebilmesi için bu aşamada hekimin tanı koyamaması, tedaviye dirençli olur ise ikinci basamağa gitmesi gerekir.


Sevk zinciri dediğimiz, tüm dünyada uygulanan biçimiyle, sağlık hizmetlerinin optimal kullanımı ve doğru kullanımı açısından gerekiyor bu. Birinci basamaktaki doktor bilgilendirme formuyla ikinci basamağa gönderirdi, ikinci basamak teşhisini buna göre kesinleştirir, böylece birinci baamaktaki kişiye bu bilgi gönderilir, böylece eğitim de verilmiş oluyordu. Bu zincir kırıldı. İkinci basamaktaki doktorun çok çor vakalar dediği vakaları üçüncü basamaktaki üniversite hastanelerindeki doktorların kovalaması gerekiyordu. Ama ne yazık ki çark bu şekilde işlemiyor artık.


Herkes her yere gider gibi süslü bir kavram getirildi ve karşımıza sürekli bir yerlerde dolaşan bir hasta gurubu oluştu. Bu hasta gurubu aslında ne yazı ki "şaşkın ördek" ifadesi kullanacağım, ortada dolaşıyorlar. Aynı hastanın 15 gün içerisinde 4-5 uzmana muayene olduğuna tanık olmaktayız. Bu seferde, sağlıktaki mucizeler işleyecek ya, kısıtlamalar başlayacak ya, diyor ki hastaya "sen bir uzmana muayene olduysan" başka bir gün aynı konuda başka bur uzmana muayene olamazsın, olursan, hani ben senden 8 lira alıyorum ya, buna 10 lira daha eklerim, 18 lira ödersin.


Ve her tarafa gitmeye çalışan insanlar, bu sefer deniz tükendi demiştim, 10 gün içinde aynı bölümden bir başka yere gitmesi halinde bir fark daha önüne konuldu. İnsanlarımız toplumsal olarak bu farkları ödememek adına veya bazı ilaçları tekrar yazdırmak adına bir adım daha atıldı. Denildi ki tepkiler azalması için aciller bedava olacak dediler. Bir anda acil patlaması yaşandı, yani gerçekten ihtiyacı olanlar muayene olamaz oldu. İnsanlar reçete yazdırmaya, hapşuran, öksüren, 1 yıllık şikayeti olanlar acile yığılmaya başladılar. Orada muayene olma sorunları doğdu. Bu sefer kodlar yerleştirildi, doktor muayene edecek eğer acil olmadı kodu düşerse gene para eczaneden kesilecek veya emeklinin maaşından kesilecek. O sistem oraya da bir ket vur bir taraftan. Bu bir boyutu diğer boyutu da şu; baktılar ki hasta çok geliyor, özel kurumlar ve devlet kurumlarına çok hasta geliyor, doktor açığı var diyorlar ama tuhaf bir durum var, nüfus yoğunluğuna göre Almanya'nın nüfusuna bakıyorlar, visit sayısına bakıyorlar, Türkiye'deki visit sayısına bakıyorlar, Türkiye'deki visit sayısı inanılmaz fazla. Çok fazla doktora gitme durumu yaratıldı. Bunun da nedeni var. Bu patlayan balonun mucizeleri. Nedeni şu; SGK herkesi serbest bıraktım diyor ama aklınca bir tasarruf yapması lazım, diyor ki; ben devlet hastanesine başvuran hasta başına sana 30 lira veririm diyor, fakültelerde 41 lira veririm diyor.


Bunu açmak gerekiyor, ne demek bu? Hastanın bir sosyal güvencesi var, hastanın şikayeti ne olursa olsun ben ne tetkik istersem isteyeyim, biopsi alayım veya kan tahlillerini yapayım, ne yaparsam yapayım, isterse 1000 liralık harcama yapayım, devlet bana 41 lira para veriyor. Bir taraftan da doktora diyor ki, çok hasta bakarsan maaşına ek olarak pirim veririm diyor. Doktora bir havuç uzatıyor doktorlarda çok hastaya bakıyor. Çok hastaya bakmak ne demek? Hastaya ayrılan zamanın az olması demek. Bir hastanın gözüne bakarak, iki soru sorarak teşhis koymak mümkün değil. Biz bazen hastanede 3 hekim birleşiyoruz konsey, biyopsi, kan tahlili alıyoruz, tanı koyamıyoruz. Bir hastayı iki dakika muayene edip teşhis koyacaksınız hastalığını hastaya anlatacaksınız ve reçeteyi tarif edeceksiniz, mümkün değil. İnsanı boyutta zaman ayrılması gerekiyor, bu da bazı bölümler için on beş dakika olabilir ama dahili branşlarda kriter 20 dakika olması gerekir. Dünya sağlık örgütünün koyduğu kriter budur.


Ama aşırı bir hasta talebi var, öte taraftan da doktora sen muayene edersen pirim veririm diyor. 20 dakika ayırırsan günde 20-25 hasta bakacak, sen yandın diyor, sana para veremem diyor.


İkincisi şikayet geliyor, nasıl muayene etmedin deyip, anında SABİM'e, bizim doktor muayene etmiyor diye şikayet ediyorlar. Ama içeri giren mutlu, yeterince zaman ayrılmış, güzel muayene edilmiş insanca muamele edilmiş, ama giremeyen şikayetçi. Böyle bir sistem yaratılıyor. Bu bir boyutu. İkinci boyutu; 3 dakika da bir hastaya bakıyor, üç dakikada muayene olan hasta düzgün teşhis alamıyor, ertesi gün bir başka doktora. Bir bakıyorsun bir ay içinde 5-6 doktor görmüş. Yukarıda d anlattığım gibi, SGK'ya olan borcu 80-100 liraya ulaşmış. Ayrıca SGK o kurumlara muayeneler karşılığı olarak 40 lira para koymuş, bir topluyorsunuz SGK'dan çıkan, hastanı n cebinden çıkan paralar, 1000 liraya ulaşıyor, ama ortada teşhis konulmamış ve tedavi olmamış bir hasta var. Garip bir şey.


Üniversiteler daha bir batakta, bu performans sisteminin ve bu hasta paket programının üniversitede yarattığı harabiyete gelince.
Bir kere üniversitede performans bandı olmaz. Yani teşhis konamamış sıkıntılı hasta, bir tarafta asistan eğitimi bir tarafta öğrenci eğitim

i var ve bu hengame içerisinde gelen ciddi bir hasta var ve siz buna zaman ayıracaksınız. Size ayrılmış olan o paketten bir şey olmaz. Biz hemen bölüme gelen hastaların üçte birinden biyopsi istiyoruz. Bir biyopsinin maliyeti patoloji raporuyla birlikte 100 liranın üzerinde.


Yani bize 41 lira veriyor devlet, 100 lira üzerinden, bir biyopsi istiyor. 3 hastadan zaten 120 lira alıyoruz, patoloji ve biyopsiyle kaybediyoruz, ışık tedavisi alıyoruz zarardayız yani ben hasta bakmazsam karda olacağım.


-Giderek ona sürükleniyoruz deyim yerindeyse.
Amaç o zaten, yani biz bunu dile getiriyoruz. Üniversite hastanelerinde hem etik değil, çok hastaya bakmaya güdüleniyor, asistan eğitimi var burada olmaz, öğrenci eğitimi var olmaz ve hastaneler zarar veriliyor diye düşündük. Ve hocalara diyorlar ki size ayrıca para kazanabileceğiniz saat de ayırdık, oradan para alamazsanız buradan bari alın diye bir sistem kurdular, hocaları belli saatlerde sürekli hasta bakacak bir cenderenin içine koydular. Özel hastaya bakma ne anlama geliyor? bu öğrenciye ve asistana zaman ayırmama anlamına geliyor.


-Kendilerine de zaman ayıramama anlamına geliyor.
Elbette


-Bir uzman doktor bilimsel bir araştırma yaparak kendi bilgi ve becerisini geliştirme çabasına girecektir, bunu da engellediler demek değil mi?
Düşünebiliyor musunuz, bundan 5 yıl önce bakılan hasta sayısı verilen hizmetin şu anda iki katından daha fazla hizmet, ameliyat yapılıyor, ama enflasyonu da %10 olarak hesaplarsanız, gelirin mantık olarak 3 katı olması lazım. Hayır, 5 yıl öncesinin yarısı kadar bir gelir geliyor. Bu ne yaman çelişki? Hocalar, asistanlar çok daha fazla çalışıyor, hastane daha büyük bir zararda, daha az gelir alıyor, daha az para geliyor hastaneye. Ve bu daha az para, üniversite hastanesi şuan malzeme alıyorsa şirketlere 22 ay sonra ödüyor, siz şirket sahibi olsanız ithal olarak aldığınız malın neye dayanarak az bir karla verirsiniz? Bu ne anlama geliyor?
Kur riskini, banka kredisi kullanmış iseniz bunları maliyete katarsınız, yani 1 liraya satılacak malı üniversite hastanesine 3 liraya verirsiniz. Buradan da ayrı bir zarar ediyor ve sağlıkta dönüşümün mucizesi diyor ki, üniversitede araştırma yapılmasın, üniversite eğitimine gerek yok, bir şey anlatmamıza gerek yok, hocaya da siz sürekli hasta bakın, öğrenciler, asistanlar nasıl olsa bir şekilde öğrenir diyor.


Buna rağmen kurtulmuyor çünkü amaç üniversite hastanelerini Sağlık Bakanlığı'nın uhdesine alarak, başlarına bir ceo atamak, hocalara da daha çok çalışın diyerek sırtlarına kırbaç sallayacak bir model yaratmak derdindeler. Böyle birkaç örnek oldu. Marmara Üniversitesi'ne el konuldu. Şu anda bütün üniversite hastaneleri borç batağında, bu durum sürekli dillendiriliyor. Hacetepe'ye ne zaman el konulacak, Ankara Tıp'a ne zaman el konacak, Cerrahpaşa batmış durumda, Çapa çok kötü durumda, dikiş alacak malzeme yok, yemek yapacak gazı bile şirket son anda veriyor. Hemşirelerin önemli bir kısmını devlet vermiyor, temizlik çalışanlarının ücretini devlet karşılamıyor. Taşerondan siz satın alın diyor hizmeti, ama özel hastanelere altın tepside sunuluyor.


Bir emarın çekilmesinin zamanı vardır bazı kurumları tenzih ediyorum ama soruşturma nedeni olan ve bazı merkezler var, belli zaman dilimini hesapladığın zaman 24 saat çalışa bile, 24 saat radyolok rapora baksa bile çekilecek tetkik sayısı bellidir. O sayının 2-3 katı emar çekilmiş görünen merkezler var. Bu merkezlere kayıtsız şartsız para akıtılıyor ve bu merkezlerin emar devlet hastanesinin bünyesinde bulunmuyor da bir taşeron şirkete veriliyor bu kar garantisi ile, film garantisi ile yapılıyor.

-Kamu hastaneleri genel sekreterliği diye kurum oluşturuldu. Bu kurum oluşturulurken Tabibler odası genellikle tepkilerini gündeme getirdiler, basın toplantıları ile bunları açıkladılar. Bunun, hastaneleri özelleştirmeye yöneltilen bir çaba olduğunu, bir ceo işletme mantığıyla yürütüleceğini, sosyal devlet kavramını ortadan kaldırılacağını söylemişlerdi. Ama halkın umrunda değil kamu hastaneleri genel sekreterliği olsun olmasın, ben gidiyorum, sosyal sigortalardan muayenemi oluyorum. Bunun asıl sıkıntısını sanırım doktorlar yaşıyor. Ne yapıyor ceo, kamu hastanesi sekreterleri ceosu ne yapıyor doktorlara nasıl uygulaması yapılıyor?
Şimdi biz hala hasta hekim diyoruz, yani iktidar yine hasta, ifadesi kullanıyor ama vatandaşa karşı hasta kelimesi kullanıyor kendi aralarında kullandıkları dil müşteridir. Yani hastayı müşteri kavramında gören zihniyet, hastaneleri de işletme kavramı gören, şirket yöneticisi olarak ceo atayan zihniyet, hastaneleri şirket olarak gördüğü zaman sosyal devlete Fatiha okumuşsunuzdur.


Daha acısı etik değerleri de çiğnemiş oluyorsunuz. Hastanede normal yapılanmada, müdürler vardır, başhekim vardır. Müdürler rutin idari işlerden, temizlik hizmetleri gibi, onların organizasyonunu, memur izinlerine idare eder. Başhekim ünvanı gereği orda çalışan uzmanlar arasında seçilen imza yetkili temsili bir kurumdur. Gerçekte idari bir kavram değildir, yetiştiğimiz etik değerler, makine tamir etmiyoruz, aramızdaki ilişkilerde, şirket veya alt üst ilişkilerinden, ziyade bir kardeş, meslektaş ilişkisi vardır. Bu yok edildi. şimdi herhangi bir fabrikanın üretim bandında bir vida-cıvata sıkan, yada camı takan ara bantda, bir model düşünün, uzmanları da buna benzetebilirsiniz, bu şekilde bir üretim bandı var. Hastaları bu üretim bandında, kolu bacağı ortopedist, derisine dermotolog gözüyle bakın, birbiriyle bir diyalogu olmayan. Halbuki bizim alıştığımız anlamda hastanede hekimlerin ortak toplantı alanları olur, öğlen vakitlerini orda geçirir, serviste yatan hastalarla ilgili fikir alışverişinde bulunurlar.


Veya gördüğü hastayı başka bir uzman arkadaşıyla tartışır, konuşur, bu hepten yok edildi. Ceo şirketlerde tuvalete gittiğiniz, çay almaya gittiğiniz kamera ile kayıt tutuluyorsa burada da kayıt tutuluyor. Hatta hasta randevu sisteminde de aynı şekilde davranılıyor. Size 3-4 dakikada bir hasta alacak bir şekilde kayıt tutuluyor. TC kimlik numaranız girilerek randevu alınıyor ve eğer randevuyu alıyorsanız ve gelmediyseniz sistem sizden otomatikman borcunuz olarak sisteme kaydediyor. Meşgul ettin, doktor o saatte başka hasta alırdı tarzında bir rezervasyon oluyor. Bu modeli de getirdiler. Ceo kontrol ediyor, önünde göstergeler var, çağırıyor. Özel hastanelerde doktorlar sürekli çağrılıyor, sözleşmeleri var. Kamu hastanelerinde de var "burada az bakmışsın, burada söyle bak, böyle bak diye tehdit ediyor. Bazen sopa gösterme, bazen daha çok bakarsan buradan performansı çarpanlı değiştiririm gibi ödül mantığı gibi. Ama sonuçta bir şirket gözüyle bakan ve oradaki hekimi de çalışanı gibi gören, şirketin şubeleri de olan, dolaysıyla şubeler olunca merkezde kurulu düzeniniz var, Antalya'da 15-20 yıldır oturuyorsunuz, çocugunuz burada okula gidiyor, eşiniz burada bir yerde çalışıyor size hemen sopa gösteriliyor. "Bakın artık en üsteyim, diğer ilçelerdeki hastanelerde benim elimin altında, 24 saat içinde orda olmak zorundasınız" Tıpkı belediyelerin şu an tüm mücavir alanının her tarafına bakmak zorunda olduğu gibi. Veterinerin bir günde gönderilip orada oturacağı bir odasının olmadığı gibi, burada da aynı tehditler, mobbing olarak tanımlayacağımız baskılar var. Hekimler bunları dile getirmeye çekiniyor. Rızası dışında nöbette yazılıyor, biz biliyoruz, yanındayız diyoruz, çıkmaya korkuyor, yanımızda görünmeye korkuyor. Çünkü bu şekilde olduğu zaman kaybedeceği çok şey var. O nedenle bu model tam bir büyük big brader, büyük göz, tepeden bakıyor size ve ne yaptığınızı izliyor. Çünkü bilgisayar kayıtları üzerinden girdiğiniz hasta sayısı, girdiğiniz fazla tetkik isterseniz uyarılırsınız, zaten anında uyarıyor veya burada bakın kaçamak yaptınız, az baktınız gibi değerlendirmeler yapılıyor. Performans sistemi olunca, insanlar ister istemez kendilerini, en yukarda ceo kontrolü olunca, insanın doğasında var, yani yabancılaştırıldı çalıştığı yere, ben sadece şu kadar hasta bakayım, olabildiğince payıma 50-100 bir dönerden payıma düşer de eve ekmek götürebilir miyim kaygısında. Sürülmeden günümü burada bir ay daha geçirir miyim diye hesap yapıyor. Bu ceoların sağlıkla ilgili bilgileri sıfıra yakın, bazılarının nereden mezun oldukların konusunda inanılmaz ilginç ifadeleri var ve bu insanlar, hekimlerinin ürettiği, sağlık çalışanların, hemşirelerin ürettiği hastaneye gelen paranın bir kısmı katlamalı olarak onlara para veriyor. Yani doktor çalışarak 1 alıyorsa onlar yukarda oturarak 5 alıyor. Sistem böyle işliyor. Her ne kadar idealist olsak da, suçlayamıyorum arkadaşlarımı. Başkan olarak suçlamıyorum. Bir de tebede kendilerini herhangi bir durumda savunmayacak (eskiden başhekim savunurdu şimdi başhekimler de yukardan anında bir telefonla uyarılıyorlar ve anında da doktorlara yansıtır oldular) sembolik başhekimler var ama. Böyle olunca doktor daha az bulaşayım, daha az sıkıntı çekeyim. Mesela ameliyat mı yapılacak, ciddi bir ameliyattı yapmaya çekinip yapmıyor. Çok ciddi ameliyat yaparsa hasta daha uzun süre hastanede yatacak, daha ciddi bakım gerekecek, ama performans puanı 150, halbuki basit 15 dakikada yapılacak bir ameliyat, devamında yoğun bir takip gerektirmeyen bir ameliyat olursa iki tane olursa 30 dakika içinde iki ameliyat yapacak, daha fazla puan toplayacak, dolaysıyla basit ve orta ameliyatlarda patlama yaşandı.

-Hastanelerdeki bu uygulama hekimin öğütlenmeden uzaklaşmasını ve böylece daha da savunmasız duruma gelmesini sağlamakta değil mi?
Evet, az önce bu üniversite hastanelerinde en ciddi ameliyatlarını yapması gereken hocalarda artık hem riski yüksek hem daha çok bakım gerektiren ama puanı da çok büyük fark yaratmayan ameliyata bulaşmak istemiyor. Her an başına iş alacağını düşünüyor. Birde bu yaratılan talep karşısında bu olumsuzlukla, yani 3 dakika bir hastaya bakıldığında, hastalar, niye bana iyi bakamdın (yukardan bir baskı olduğunu bilmiyor insanlar) diyerek doktorlara şiddet olarak geri dönüyor. Hastadan para kesiliyor,bunun sorumlusu olarak doktor gösteriliyor.Ve sağlıkta şiddet artar hale geldi. Sağlıkta şiddet artıyor, bir taraftan hasta bu kadar çok doktora gitmeye rağmen ısrarla iyileşmeyen inanılmaz büyük bir grup oluştu ve daha acısı SGK'nın giderleri katlanarak büyüyor.


Çünkü ilaç tekellerinin istediği model bu. Biz temel olarak önce koruycu hekimlik, yani hasta olmayı önleme üzerine birinci basamağın temel görevleri o idi, hemşireyi, ebeyi temel olarak bölgesindeki gebeyi takip etmesini ve düzenli rapor vermesini, bizim tarafımızdan takip edilmesi, aşılarının düzenli yapılması, o bölgedeki kanalizasyonun, sularının uygun olup olmadığı o sistemde, o bölgedeki bakkalların durumunun uygun olup olmadığını araştıran bir yetki vardı sağlık ocaklarının ve kapatma yetkisine sahipti. Bunları alıyorsunuz, ortada hastalıklar patlıyor, istenende bu, çünkü hastalığı tedavi etmek için reçete yazacaksın.
Tüm dünyada sistem şöyle işler; tedavi gideri 100 lira ise, ilaç giderleri 20 lirasını oluşturması gerekiyor...


Önemli bir kısmı koruyucu hekimlik üzerine olması lazım tanı içinde bir miktar olması lazım. Sistemin koruyucu hekimlikle beraber tanının da bir kısmını oluşturması gerekiyor. Garip bir şekilde Türkiye'de o 100 liranın çok büyük bir kısmını tedavi ilaç gideri olarak harcanıyor. Bu asıl istenen şeydir.


Şunu yaptılar pazarlıkla ilaç fiyatlarını düşürdüler ama ne kadar düşürürse düşürsünler, bu çark bu şekilde kurulduğu için mümkün değil. Şu anda en büyük kalem ilaca gidiyor doktorlardan esirgenen sağlık çalışanlarından esirgenen, hastaneden esirgenen, üniversiteler hastaneleri batıran model ilaçlara bir o kadar parayı akıtıyor. Sistem onun üzerine kurulu yani SGK'nın başına bir ilaç firmasında çalışmış birini getirirseniz başka türlü düşünülemez.


Yazdır   e-Posta